18 Kasım 2018 Pazar

Süleyman Seba'nın MİT yöneticiliğine ilişkin ilginç detaylar

Gazeteci Murat Yetkin, ‘Meraklısı İçin Entrikalar’dan sonra, ‘Meraklısı İçin Casuslar Kitabı’nı yazdı
Beşiktaş’ın efsanevi başkanı Süleyman Seba’nın MİT’teki yöneticiliğine ilişkin ilginç detaylara yer veren Yetkin’in kitabında, ‘dünyanın en eski ikinci mesleği’ dediği casusluğun Romeo’su da var, gazeteci kimliğiyle Trablusgarp’a operasyon yapan Atatürk de…
Oksijen maskelerinizi takın lütfen...” Önsözün bitiş cümlesi bu. Neden kitabı okurken oksijen maskesine ihtiyaç var?

- Çünkü derine dalıyoruz, su da çok bulanık. Ne kadar nefesimizi tutsak yetmeyecek, takviye gerekecek. Öyle bir benzetme yapmak istedim.

 Bulanık suların izini ne zamandır sürüyorsunuz?

Aslında lise çağlarıma dayanıyor. Romanlar, filmler, James Bond derken, Bond’un ilerisinde bir şeyler döndüğünü gördüm. Kurgudan çıkıp espiyonajın kendisini, gerçeğini okumaya başladım. Girdikçe de romanlarda, filmlerdeki casusluk hikâyelerinin, gerçek hayattakilerin çok azı olduğunu... O yüzden sadece John le Carré gibi birkaç önemli ismin yazdığı casusiye romanları okuyorum artık; gerçek kaynakları okumayı tercih ediyorum.

İstanbul yeniden casuslar savaşının arenası mı oluyor?

 Bu meselelerle uğraşmak, sizi daha şüpheci biri mi yaptı?

 Kesinlikle. Artık biraz çözebiliyorum sanki ama hâlâ biraz. Bakıyorsunuz hiç aklınıza gelmeyen insanlar, hiç aklınıza gelmeyecek işler yapmış. Mesela İstanbul’da Amerikan Başkonsolosluğu’nun bir basın görevlisi kadın var, İkinci Dünya Savaşı yılları. Müthiş alımlı bir kadın. Bütün Batılı ülke diplomatları onun peşinde. Kadın, Alman askeri istihbaratı ajanı çıkıyor. İnsanları önyargıyla değil ama daha dikkatli incelemeye başlıyorsunuz. Burada kilit olan bir şey var. Hayatın olağan akışına aykırı olmak!

 Örnek?

- Mesela en son, Cemal Kaşıkçı meselesi... Hayatın olağan akışına aykırı birçok şey var. Gazeteci arkadaşlarımız bu adli tabip işini farklı algıladı örneğin; 15 kişilik ekip Kaşıkçı’yı öldürmeye geldi şeklinde. Burada zaten Suudi Arabistan’ın büyük yanlışları, çuvallamaları var ama özellikle birisine yönelik örtülü operasyonda askeri doktor varsa, o öldürmek değil, yaşatmak içindir. Örnek, Abdullah Öcalan’ın Kenya’dan getirilmesi. Uçakta MİT’ten olmayan bir kişi vardı, o da askeri doktordu. Çünkü Amerikalılara söz vermiş hükümet; Öcalan’ın o seyahatte ölmemesi, yaşatılması gerekiyordu. O nedenle Kaşıkçı kaçırılıp Türkiye’nin Arap muhalefeti için güvensiz bir yer olduğu propagandasına başvurmak istenirken, muhtemelen direnmesi sonucu işkenceyle öldürüldüğü, sonra panik içinde cansız bedeninin ortadan kaldırılmaya çalışıldığı iddiası daha akla yakın geliyor bana. Suudi Arabistan’ın baştan itibaren yalpalaması da herhangi bir devlet aklına uygun değil. Kaç yalan değiştirdiler şimdiye kadar? Daha trajik olanı, bu yalanların Amerika tarafından desteklenmiş olması. Bunlar hayatın olağan akışına aykırı. Refleks olarak bunları saptadığınızda ‘Burada bir koku var’ diyor, izini sürüyorsunuz. Bazen bir şey çıkmıyor ama bazen de çıkıyor.

 “İstanbul, son dönemde tıpkı İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş yıllarında olduğu gibi yeniden casuslar savaşının arenası haline geliyor” diyorsunuz. Bu bize ne söylüyor?

- Bu, uluslararası siyasetin yeniden çok tehlikeli bir şekilde ısındığını, siyasi fay hatlarında enerji biriktiğini gösteriyor. Böyle birkaç nokta var dünyada, İstanbul onlar arasında.

Mahir Kaynak’ın vaka subayıydı

 Ne olursa şaşırmazsınız?

- Büyük ölçekte bir savaş çıkarsa şaşırmam. Bu, Birinci Dünya Savaşı’ndaki gibi siper savaşı şeklinde olmayacaktır ama örneğin Suriye’yle sınırlı tutulmasına çalışılandan çok daha geniş kapsamlı bir savaş çıkarsa şaşırmam.

 Kitabın bence en can alıcı noktası, Beşiktaş’ın eski başkanı Süleyman Seba bölümü. Seba’nın MİT’teki görevi neydi?

- Süleyman Seba’nın MİT’çi olduğu sır değildi elbette. Ayrıntıya girmeyeceğim, merak edenler kitaptan okuyabilir. Şu kadarını söyleyeyim: Mahir Kaynak, 12 Mart’ın en önemli isimlerinden biri. Bir cunta faaliyetinin içine MİT tarafından yerleştiriliyor. Yıllarca bilgi taşıyor dışarıya. Ve yakalanmıyor, ilginçtir, kendi teşkilatı tarafından deşifre ediliyor. Her ajanın bir vaka, bir de değerlendirme ya da dosya subayı/görevlisi denilen irtibatları vardır. Diyelim ki ajansın; her gün MİT binasına girip çıkamazsın, ikinci gün gün açığa çıkarsın. İrtibatı sağlayan, özel ayarlanan buluşmalar aracılığıyla o vaka subayıdır; ajan bilgi verir, yeni talimat alır. Mahir Kaynak’ın uzun süre vaka subaylığını yapan kişi Süleyman Seba... Aslında 12 Mart’ın perde arkasında bugüne kadar hiç adı duyulmamış kişilerden biri.

Süleyman Seba, MİT’e 1954’te alınmış.

 Basın kupürleri kestiğini duymuştuk halbuki...

 Seba, 1954’te alınmış MİT’e. Aynı yıl Beşiktaş’ta futbol oynamayı bırakmış. Avcıoğlu-Madanoğlu örgütü içine yerleştirilen Kaynak’ın vaka subaylığını yaptığı dönemde, İstanbul MİT Bölge Daire Başkanlığı’nın ‘kontrkomünizm’ yani Komünizmle Mücadele şubesinin önemli bir memuru.

 Gerçekten çok ilginç bir bilgi. Peki Türkiye’deki en büyük casusluk faaliyetini sorsam...

- 2014’te Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun odasının dinlenmesi derim. Henüz tam olarak failini dahi bilmiyoruz; bir grup mu bir ülke mi yaptırdı... Bir kere Dışişleri Bakanı’nın odasında dışarıdan dinlemeye karşı her türlü elektronik tedbir alınmış durumda. Gizli bir Suriye toplantısı. Asker ve istihbarat da katılıyor. Dinleme cihazı generalin çantasında sokuluyor odaya, generalin haberi yok. Bu, son derece profesyonel bir casusluk faaliyetidir.

Cemal Kaşıkçı olayı çözüldükçe karışıyor.

Cemal Kaşıkçı meselesindeki adli tabip işini gazeteci arkadaşlarımız farklı algıladı. Birisine yönelik örtülü operasyonda askeri doktor varsa öldürmek değil, yaşatmak içindir

Kimi meslek olarak seçiyor, kimi şantaj sonucu giriyor

Casusların ortak özellikleri var mı?

- Hayır. Kimi meslek olarak seçiyor, kimi para için yapıyor, kimi şantaj sonucu giriyor. Mesela Türkiye’nin NATO’daki görevlilerinden Nahit İmre’nin durumu var, kitapta ayrıntısıyla aktarılıyor. Cinsel fantezileri ve lüks hayat saplantısı var, yakalıyorlar, şantajla Romanya ve Sovyetler hesabına çalıştırmaya başlıyorlar. Kimi de gerçekten kendini adayarak çalışıyor.

Çiçero’ kod adlı Bazna, elçiliklerde uşaklık yapıyordu.

 ‘Çiçero’yu örnek alalım: Asker olmak istiyor, sonra şoförlük, kavaslık yapıyor. Gözü şarkı söylemekte...

- İlyas Bazna... Hep meşhur olmak, göz önünde olmak istiyor. ‘Çiçero’ya casus diyebiliriz ama asla bir istihbaratçı değil; kendi günlük menfaatleri için maceraya atılan bir sahtekâr bile denebilir. Ankara’daki İngiliz Büyükelçisi’nin uşağı olarak fotoğrafını çektiği gizli belgeleri Alman Büyükelçiliği’ne satıyor. Türk istihbaratı zaten daha önceden adamı çözüp çevirmiş, belli bir eğitimden de geçirmiş olabilirler sanıyorum; çok güzel kullanıyorlar.

Koca bir teşkilat düşünün. Orada Çiçero gibi farklı motivasyonlarla bulunan birçok casus var. Bunu yönetmek ne kadar da zordur…

Çook. İdeolojik olarak baktığında şunu sorabilirsin… ‘Kardeşim sen niye bu adamlarla, mesela neden Yeşil diye bir kiralık katille çalışıyorsun’ diyebilirsin… Ve haklı da olursun. Doğru, ama siz zaten yasal olmayan bir dünyada çalışıyorsunuz. Ben bir istihbaratçıya sormuştum, ‘neden böyle yapıyorsunuz’ diye. Cevabı şu oldu : Yeni Camii avlusunda yem satan adamdan bilgi toplayamayız. Bu işlerin içindeki adamlardan toplayacağız bilgiyi’. Oksijen maskesini biraz bu yüzden de takıyoruz, atmosfer kirli biraz. Bu arada tek bir kural var, yakalanmayacaksın. Öyle bir dünya…

‘İyi casus’ henüz yakalanmayan, deşifre olmayan mıdır?

Evet, kesinlikle aslolan yakalanmamaktır.

Bu Wikileaks dünyasında bir ajanın ortaya çıkmaması kolay iş mi?

Savaşı kazanan piyadedir. İsterseniz uzay teknolojisi kullanın, her zaman İzmir’de Konak meydanına o bayrağı çekecek Teğmen Mehmet Ali Bey’e ihtiyacınız var.

Bugünlerde çok moda, ölecek meslekleri konuşuyoruz. Casusluğu ölmeyecek meslekler hanesine yazabiliriz öyleyse…

Dünyanın en eski ikinci mesleği derler.

1988’de casusluk suçlamasıyla yakalanan Hall… Bir Türk onu devşiriyor, belgeleri kendisinden alıp, karşılığında ödeme yapıyor. Kim bu Türk?

Hüseyin Yıldırım, Kırşehirli bir gurbetçi. Para hırsı çok yüksek. Bilgiyi Doğu Alman istihbaratı HVA’ya satmaya başlıyor. Amerikalı askerle işbirliği yapıyor, o askerin tedbirsizliğiyle yakalanıyorlar. Hapsediliyor. Aslında 80’lerin en önemli casusluk vakalarından biri bu. Nedense Türkiye’de üstü örtülüyor. Türkiye yıllarca bunun iadesini istiyor. Clinton dahil, vermiyor.

Sonunda alıyor ama…

29 Aralık 2003 günü bırakıyor, uçağa koyuyorlar, ertesi gün buraya geliyor. Türk yargısının rekoru kırılıyor. Aynı gün içinde ifadesi alınıyor, yargılanıyor, bir mahkumiyet veriliyor, bir gün bir gece cezaevinde kalıyor. Tesadüfe bakın ki ABD’de yattığı süre düşülünce sadece bir günü kalmış ve ertesi gün, 31 Aralık serbest bırakılıyor.

İstihbaratçıların feda edemeyeceği adamlar mı bunlar?

Yıldırım’ın MİT çalışanı olmasa da MİT’e de çalıştığını öğrendim. Tahminin çok taraflı hatta belki Batı Alman istihbaratı BND’ye de çalışmış olabileceği yönünde.

ATATÜRK GAZETECİ KILIĞINDA NASIL GİZLİ OPERASYON YAPIYOR?

Atatürk’ün Trablus’a gidişi gizli operasyondur. Çünkü o dönem Libya, İtalyan işgali altında. Gazeteci kılığında gidiyor. Tarihçi Hale Şıvgın bulmuş çıkarmış. Kullandığı sahte kimlik, ‘Tanin gazetesi muhabiri Mustafa Şerif’ idi.

Casuslukta cinsellik: İLK ROMEO

‘Romeo Kumpası’, Doğu Alman istihbaratının Batı Almanya’da önemli noktalardaki devlet dairelerinde çalışan olgun ve yalnız kadınlara yakışıklı, genç erkekleri musallat etme operasyonuydu. İlk Romeo’nun kod adı Felix’ti. Şampuan pazarlamacısı sahte kimliğiyle dolaşan Felix, Bonn’da bir hedef buldu. Üstelik ‘Norma’ kod adı verilen sekreter başbakanlık binasında çalışıyordu. Norma sayesinde Başbakan Konrad Adenauer’in sağ kolu, eski Nazi Hans Globke yönetimindeki hükümet merkezinde kimin ne görev yaptığını, idari teşkilat yapısını öğrendiler. Eski Nazilerin çoğunu deşifre edip saf dışı bıraktılar.

YILMAZ GÜNEY MİT AJANI MIYDI?

MİT, parlak bir memurunu şöhretinin doruğundaki Yılmaz Güney’in çevresine ajan olarak yerleştirmişti. Peki roller nasıl değişti? Yılmaz Güney MİT ajanı mıydı? Murat Yetkin kitapta bu kritik sorunun yanıtını da ayrıntılarıyla veriyor.

EN ÇOK HANGİ KİMLİK İSTİSMAR EDİLİYOR?

Birincisi gazetecilik... Gazeteci, işi gereği her yere girip çıkabilir. Yevgeni Primakov, 14 yıl boyunca Beyrut merkezli olarak KGB’nin Ortadoğu’daki en önemli operatiflerinden biri olmuş. Bu arada Haydar Aliyev’e bağlı çalışıyor. Sonra KGB’nin, ardından Rus dış istihbaratının başı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan olacak. Ortadoğu operasyonlarını Beyrut’ta Pravda gazetesinin muhabiri olarak yürüttü. Aynı dönemde deşifre olan, ‘köstebeklerin köstebeği’ Kim Philby, The Economist’in Beyrut muhabiriydi. Ajanların yaygın olarak kullandığı ikinci meslek de arkeologluk. Şehirlerden uzak ama hep sahada...

(İpek Özbey/Hürriyet)

16 Kasım 2018 Cuma

CIA'nın projesi çözüldü

CIA'nin terör şüphelilerini konuşturma yöntemi ortaya çıktı
ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı'nın (CIA), 11 Eylül saldırılarından sonra tutukladığı “terör şüphelilerini ilaçla konuşturma yöntemlerine yönelik bir proje" üzerine çalıştığı ortaya çıktı.
“Project Medication” olarak bilinen projenin detayları, Amerikan Sivil Özgürlükler Sendikasının “Bilgi Edinme Hakkı Yasası” kapsamında mahkeme kararıyla elde ettiği “Sağlık Hizmetleri Ofisinin Gözaltı, Tutuklama ve Sorgulama Programına Katılımı Konusunda Sağlık Bakanının görüşleri” başlıklı raporda yer aldı.

CIA’nın üst düzey bir tıbbi yetkilisi tarafından kaleme alınan raporda, teşkilatın 2002 yılında ABD dışındaki gizli hapishanelerinde tutuklu terör şüphelileri üzerine işkencelere alternatif olarak sorgulama sırasında tutuklulara doğruyu söyletebilecek bir ilaç için Sağlık Hizmetlerinden yardım talep ettiği belirtildi.

Raporda CIA’nın 1950 ve 60'lı yıllarda "MK-ULTRA" olarak bilinen ilaçla sorgulama projesi kapsamında bu tür ilaçları kullandığı ancak işkencelere dayanabilen tutukluların bu ilaçlara da dirençli çıktığının tespit edildiğine dikkat çekildi.

CIA’nın bu ilaçları 149 kişi üzerinde denediği kaydedilen raporda, etken maddesi “midazolam” olan bir ilacın tercih edilebileceği kaydedildi.

RAFA KALDIRILDI

Raporda, anksiyete hastalarında kullanılan “benzodiazepine” grubu ilaçların da kullanabileceği ancak bunların doktor kontrolünde yapılması gerektiğine işaret edildi.

Ayrıca raporda, projenin, sorgularda beyinde değişikliğe neden olan ilaçların kullanılmasını yasaklayan yasalara takılacağı ve işkenceye dirençli tutuklular üzerinde etkili olamayabileceği gerekçesiyle 2003’te Adalet Bakanlığına bildirilmeden rafa kaldırıldığı ifade edildi.

Amerikan Sivil Özgürlükler Sendikası Avukatı Dror Ladin, raporla ilgili açıklamasında, rapordaki en çarpıcı konunun CIA doktorlarının işkence yöntemlerine isteyerek katılması olduğunu belirtti.

CIA’nın işkence yöntemleri, ABD’de uzun yıllar büyük tartışmalara neden olmuştu.

Eski ABD Başkanı Barack Obama, 2009’da göreve geldikten kısa bir süre sonra bir başkanlık kararnamesiyle işkence ile sorgulama yöntemlerini yasaklamıştı.

10 Kasım 2018 Cumartesi

Altay tankının seri üretim sözleşmesi SSB ile BMC arasında imzalandı

Altay tankının seri üretim sözleşmesi, Savunma Sanayii Başkanlığı ile BMC arasında imzalandı.
Altay tankının seri üretim sözleşmesi, Savunma Sanayii Başkanlığı'nda (SSB) düzenlenen törenle imzalandı. Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, "Sözleşme, tarafların kendilerini maksimum ölçüde optimize ederek, maliyet etkin bir tank ortaya çıkarmak üzere yaptıkları çalışmanın sonucu oldu." dedi.



Altay Seri Üretim Projesi Sözleşmesi, Savunma Sanayii Başkanı Demir'in yanı sıra BMC Yönetim Kurulu Başkanı Ethem Sancak ve şirketin Yönetim Kurulu Üyesi Talip Öztürk, ASELSAN Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Haluk Görgün, Roketsan Genel Müdürü Selçuk Yaşar ile Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu Genel Müdür Vekili Mehmet Ünal'ın katılımıyla SSB Nuri Demirağ Konferans Salonu'nda imzalandı.

Projede, 250 Altay ana muharebe tankının seri üretimi planlanıyor. İmzalanan sözleşme, ömür devri lojistik desteğini, Tank Sistemleri Teknoloji Merkezi (TSTM) kurulumunu ve işletilmesini de kapsıyor. İlk Altay tankının, 18 ay sonra Kara Kuvvetleri Komutanlığına teslim edilmesi öngörülüyor. Sözleşme kapsamında ayrıca bir adet insansız kuleli Altay tankının tasarlanması, geliştirilmesi ve üretimi gerçekleştirilecek. Altay tankı 120 milimetrelik tank topu, modern atış kontrol sistemi, geliştirilmiş beka yeteneği, lazer güdümlü tank topu ateşleme yeteneği gibi birçok teknik özelliğe de sahip olacak.

Demir, törende yaptığı konuşmada, Altay tankının Türkiye'nin savunma sanayisinin gelişmesinde kilometre taşı projeler arasında olduğunu söyledi.

Altay tankının prototip geliştirme ve ihale süreçlerine değinen Demir, "Sözleşme, tarafların kendilerini maksimum ölçüde optimize ederek, maliyet etkin bir tank ortaya çıkarmak üzere yaptıkları çalışmanın sonucu oldu." diye konuştu.

Demir, prototipteki teknolojik unsurları tanka entegre ederken yeni teknolojilerin eklemesine de destek vereceklerini vurgulayarak, "Tankımızın en modern teknolojiyle donatılmış olması için elimizden geleni yapacağız." ifadesini kullandı.

"Motor konusunda kararlıyız"

Türkiye ve SSB olarak motor konusunda çok kararlı olduklarına işaret eden Demir, zırhlı araç, insansız hava aracı, seyir füzesi, tank, uçak motoru gibi motor zincirinde çeşitli projelerin başladığını bildirdi.

Demir, bu süreçlerin zaman alabileceğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Bütün bu motor projelerindeki yüklenicilerimiz kesinlikle bu konuda kararlı, biz de kararlıyız. Daha çok çalışmamız gerekebilir ama sonuç olarak Türkiye'nin bağımlılık doğuran her türlü unsurdan azat olması gerekiyor. Buna motor transmisyon, elektronik sistemleri, atış kontrol sistemi, çeşitli elektronik devreler, gece görüş sistemleri, çeşitli kameralar, onların alt sistemleri, aklımıza ne gelirse biz bu konularda Türkiye'nin bağımsız hareket edebilmesinin, karar verebilmesinin önündeki bütün engelleri aşmak durumundayız. Tabii ki çeşitli yabancı ortaklıklar, destekler ve iş birlikleri için hiçbir zaman kapıyı kapatmıyoruz. Kim iyi niyetliyse kim bizim nihai hedefimizde bizimle hemfikirse onlarla da iş birliği yapmaya hazırız."

"İnsansız tankları da göreceğiz"

İnsansız tanklara ilişkin çalışmalara da değinen Demir, "BMC sadece tank değil, zırhlı araç da üretiyor. Orta sınıftaki zırhlı araçların bazılarını uzaktan kumandalı, bazılarını insansız yapma çalışmaları var, onları da bekliyoruz. İnşallah onlar tanktan çok daha önce çıkacak ve göreceğiz." dedi.

Demir, ilk teslim edilecek Altay tankının motorunun yerli olmayacağını, ilerleyen aşamadaki yerli motorun kullanılacağını söyledi.

BMC Yönetim Kurulu Başkanı Ethem Sancak da proje değerlendirme aşamasında ciddi sınavlardan geçtiklerini belirterek, "Türk girişimciler olarak biz dünyanın en iyi tankını üreteceğiz. Yüzde 100 yerli ve milli tank olacak. Rabbim bizi mahcup etmesin. Bu işi mutlaka başaracağız." diye konuştu.

AA

9 Kasım 2018 Cuma

Türk mühendisler yaptı! F-35'e takıldı

F-35’lerin uzun menzil mesafesinden hedefi vurabilmeleri amacıyla geliştirilen Seyir Füzesi SOM-J füzesinin gövde içi yerleştirme testleri bir F-35 uçağında yapıldı


Özellikle yoğun bir şekilde korunan kara ve deniz hedeflerine karşı kullanılması planlanan füzeler 185 kilometre menzile sahiptir. Bu menzil içerisinde çok alçaktan radara yakalanmadan uçan TÜBİTAK SAGE tarafından geliştirilen ve Roketsan'ın imal ettiği SOM-J'nin F-35 entegrasyon çalışmalarında önemli bir adım daha atıldı. Seyir füzesinin gövde içi yerleştirme testleri bir F-35 uçağında yapıldı. Alınan bilgiye göre atış testlerinin önümüzdeki yıl içinde gerçekleştirilmesi hedefleniyor.

Halen Türk Hava Kuvvetleri tarafından kullanılan SOM seyir füzelerinin F-35 için 'J'modeli geliştirilmişti. Yeryüzü şekillerini izleyerek kendini saklayabilen bir seyrüsefer sistemi ile hedefine yüksek bir isabet oranıyla ulaşan SOM-J, taşıdığı yüksek çözünürlükteki görüntüleyici kızılötesi arayıcı başlığı ile hassas hedefleme sağlayarak atışın ardından havadan ihbar kontrol uçaklarının koordinesi ile hedef değişikliği yapılmasına izin vermekte.

Aynı şekilde uçuş sırasında hedefe vuruş açısı ve yaklaşma irtifası gibi değişiklikler de gerçekleştirilebilmektedir. Elektronik karıştırma tedbirlerine dayanıklı olarak geliştirilen SOM-J füzeleri, Türkiye’nin de proje ortağı olduğu birçok müttefik ülke tarafından kullanılacak F-35 savaş uçaklarının en önemli vurucu güçlerinden birisidir.

GÖVDE İÇİNE 4 ADET TAKILABİLİYOR

F-35, SOM-J füzelerinden dört adet taşıyabilecek. Seyir füzeleri, uçağın gövde içindeki ünitelere konulacak.

(kokpit.aero)


Snowden: Suudiler Kaşıkçı'yı İsrail casus yazılımı ile izledi

NSA'in gizli belgelerini sızdırdıktan sonra ABD'yi terk eden Snowden, İsrailli yazılım firması NSO Group'a ait bir casus programının, Cemal Kaşıkçı'yı takip etmek için kullanıldığını iddia etti
'Kaşıkçı'yı takip etmek için İsrailli firmanın casus yazılımı kullanıldı' iddiası
ABD NSA'nın eski sistem analisti Snowden, İsrailli yazılım firması NSO Group'a ait bir casus programının, Cemal Kaşıkçı'yı takip etmek için kullanıldığını iddia etti.

anasayfa > dünya, Cemal Kaşıkçı 08.11.2018
'Kaşıkçı'yı takip etmek için İsrailli firmanın casus yazılımı kullanıldı' iddiası
KUDÜS

ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) eski sistem analisti Edward Snowden, İsrailli yazılım firması NSO Group'a ait bir casus programının, geçen ay İstanbul'daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğunda öldürülen Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'yı takip etmek için kullanıldığını iddia etti.

Rusya'da "bilinmeyen bir yerden" İsrail'in başkenti Tel Aviv'de düzenlenen konferansa video konferans yoluyla katılan Snowden, dünyadaki casus yazılımlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Snowden, İsrailli NSO Group gibi bazı yazılım firmalarının hükümetlere sattıkları casusluk programlarının muhalifleri takip etmek için kullanıldığını belirtti.

Kaşıkçı cinayetine de değinen Snowden, "Suudiler, Kaşıkçı'nın randevu alması nedeniyle konsolosluğa gideceğini elbette biliyordu ama nasıl onun niyetini ve planları bilebiliyorlardı?" diye sordu.

Cinayete ilişkin daha önce de dile getirilen bir iddiayı tekrarlayan Snowden, Kaşıkçı'nın Kanada'da sürgünde olan bir arkadaşının telefonuna NGO'ya ait Pegasus isimli casus programının yüklendiğini ileri sürdü.

Arkadaşının telefonuna yüklenen program sayesinde Suudilerin Kaşıkçı hakkında bilgi topladığı iddiasında bulunan Snowden, "Gerçek şu ki onlar (Suudiler), İsrailli şirket tarafından yazılan bir program sayesinde onun (Kaşıkçı) birkaç arkadaşını takibe aldı." ifadesini kullandı.

Kanada'daki The Citizen Lab isimli araştırma grubunun Kaşıkçı cinayetinden bir gün önce yayımladığı rapora göre, Cemal Kaşıkçı'nın arkadaşı olan ve Kanada'da yaşayan Suudi Arabistan yönetimine muhalif aktivist Ömer Abdulaziz'in telefonuna geçen yaz Pegasus casusluk programının yüklendiği tespit edilmişti.

Cep telefonlarının neredeyse sınırsız gözetimine izin veren Pegasus programı "dünyanın en güçlü mobil casus yazılım uygulaması" olarak gösteriliyor.

NSA'nın gizli bilgilerini 2013'te basına sızdıran Edward Snowden, siber casusluk skandalına yol açmıştı. Snowden, ABD istihbaratının tüm dünyada milyonlarca kişinin internet ve telefon kayıtlarını izlediğini ortaya çıkarmış, ülkesinde adil yargılanmayacağı inancıyla ABD'yi terk etmişti. Rusya'ya sığınan Snowden'a 2020'ye kadar bu ülkede oturum izni verilmişti.

PANELDE DE İDDİA EDİLMİŞTİ

Geçtiğimiz hafta ABD'de Kaşıkçı'yı anmak adına düzenlenen bir panelde, Gazetecileri Koruma Komitesi Başkanı gazeteci Courtney Radsch, Suudi yönetiminin, belirlediği muhalif gazetecileri takip ettirdiğini öne sürerek "Cemal Kaşıkçı, İsrail tarafından üretilip bir Amerikalı şirket tarafından pazarlanan Pegasus adlı yazılım programıyla gözetlendi" şeklinde konuşmuştu.

Milli Muharip Uçak motoru için sözleşme imzalandı

Savunma Sanayii Başkanlığı ile TR Motor şirketi arasında Milli Muharip Uçak Özgün Motor Geliştirme Programı Çerçeve Sözleşmesi imzalandı.


Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, Milli Muharip Uçak (MMU) Özgün Motor Geliştirme Programı Çerçeve Sözleşmesi ile özgün bir turbofan jet savaş uçağı motoru geliştirilmesi sürecini başlatmış olduklarını söyledi.

Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) ile TR Motor şirketi arasında Milli Muharip Uçak Özgün Motor Geliştirme Programı Çerçeve Sözleşmesi imzalandı.

SSB'de gerçekleştirilen imza töreninde konuşan Demir, güç sistemleri konusunda çeşitli platformlardaki motorların özgün olarak geliştirmesi yönünde çok yönlü projeler yürütüldüğünün altını çizerek, "5. Nesil Savaş Uçağı Geliştirme Projesinin önemli bir kilometre taşını hayata geçirmek için buradayız." ifadesini kullandı.

Milli Muharip Uçağının nihai olarak motorunun yerli olmasını amaçladıklarına işaret eden Demir, tamamen özgün bir motorun geliştirilmesi sürecine başlamak üzere TR Motor adlı şirketin kurulduğunu aktardı.

Demir, "Nihai hedefte şu ana unsurlar çok önemli. Öncelikle motorumuzun hiçbir yabancı ülke kısıtına tabi olmaması. Asıl amacımız, tüm teknolojik unsurlara tamamen hakim olabilmemiz ve milli olarak geliştirilmesi ve fikri mülkiyet hakları açısından da tamamen devletimize ait haklarının Türkiye'nin inhisarında olması ve uygulanması." değerlendirmesinde bulunarak, bu süreçte çok mesafe alınması gereken konular olduğunu anlattı.

Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı firmaların projede rol alma ihtimali olduğuna dikkati çeken Demir, "Bizim vazgeçemeyeceğimiz unsur geliştirilen her konunun, her teknolojinin mutlak suretle devletimizin inhisarında olması ve ilerde bu ürünün kullanımı, ihracatı ve üzerinde çeşitli tasarruflarla ilgili hiçbir kısıtın olmamasıdır." ifadelerini kullandı.

Demir, projenin çok kısa sürede bitirilmesi beklenen bir proje olmadığını vurgulayarak, şunları kaydetti.

"Bu konulara çok yeni başladık ve mesafemiz oldukça fazla. Özgün geliştirme için 10 yıla yakın bir süreden bahsediyoruz. Bugünkü sözleşmenin kapsamı ise uçağı geliştime konusunda ana yüklenici olarak seçilen Türk Havacılık ve Uzay Sanayii'nin (TUSAŞ/TAI) bu konulardaki çalışmalarında motor entegrasyonu ve oluşacak motorun çerçevesinin belirlenmesi sürecinde motorun ana parametrelerinin belirlenmesi, tasarım unsurlarının ortaya konulması ve özgün motora giden yolculuğun başlaması ve çerçevesinin çizilmesi olarak anlaşılmalı. Bugünkü imzayla özgün bir turbofan jet savaş uçağı motoru geliştirilmesi sürecimizi başlatmış oluyoruz."

Altay tankı için sözleşme hazır

Bir soru üzerine Demir, Altay tankı seri üretim projesinde sözleşmenin hazır olduğunu anımsatarak, imza töreni organizasyonunun planlandığını aktardı. Demir, ilk teslimat için ise "Resmen işlerin başladığı, imza atıldıktan hemen sonra oluşacak bir süre içinde 18 aylık bir takvim öngörüyoruz." dedi.

TR Motor Genel Müdürü Osman Dur da MMU projesi kapsamında yürütülen çalışmalardan bahsederek, geliştirme projesiyle, bu konuda yetişmiş insan gücünü artırmak ve teknolojik bilgilerin kazanılmasının hedeflendiğini anlattı.

Milli Muharip Uçak Özgün Motor Geliştirme Programı

SSB öncülüğünde yürütülecek olan program kapsamında, bir yandan MMU için Türkiye'de bir turbofan motorun tasarım, geliştirme ve test altyapıları oluşturulurken, diğer yandan da farklı proje ve programlara hizmet edebilecek pek çok kabiliyet ve teknoloji kazanımı hedefleniyor.

Program kapsamında motorun, kritik alt sistem ve komponentlerin yerli imkanlarla geliştirilmesi amaçlanıyor.

Sözleşme, Türkiye'nin gaz türbinli motorlar ve bu motorlara ilişkin alt/yan teknolojilere yönelik kabiliyet sahibi olan dünyadaki çok az ülkeden biri olması yönünde önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.


Türkiye’nin gururu dünyada ilk 100’de

Türk ordusunun ihtiyacına yönelik üretimini sürdüren Roketsan, yaptığı önemli atılımlarla dünyanın en büyük savunma sanayii şirketleri arasında ilk 100’e girmeyi başardı.


Türkiye’nin roket ve füze tasarımı, geliştirilmesi ve üretimi konularında lider konumda bulunan Roketsan, başta Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) ihtiyacına yönelik üretimlerine devam ederken, ihracat başarısını da sürdürüyor.

Türk savunma sanayiine 30 yıldır katkı veren ve yüzde 87’lik yerlilik oranına ulaşan Roketsan, Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’na bağlı bir şirket olarak 1988’de Türkiye’nin roket ve füze tasarımı, geliştirilmesi ve üretimi konularında lider bir kuruma sahip olması amacıyla kuruldu. Roketsan, yaptığı ciddi atılımlar sayesinde bugün, dünyanın en büyük savunma sanayii şirketleri listesinde ilk 100’de yer almayı başardı.

GENİŞ YELPAZE

Roketsan, Ankara’daki toplam 5.7 milyon metrekarelik alanlık tesislerinde, farklı özelliklerdeki roket, füze, güdümlü mühimmat ve bunların fırlatma sistemleri ile sevk sistemlerini, roket yakıtlarını, güdüm ve kontrol sistemlerini, yazılımlarını tasarlamak ve üretmek, lojistik hizmetlerini vermek ve uydu fırlatma sistemleri geliştirmek çerçevesinde faaliyetlerini yürütüyor.

TSK’nın ihtiyacına yönelik üretimlerini sürdüren Roketsan, aynı zamanda özgün ürünlerini de ihraç ediyor. Roketsan’ın üretimini yaptığı tüm roket, füze, silah sistemleri, zırh sistemleri TSK’nın kullanımına sunulurken, cirosunda ihracatın payı yaklaşık yüzde 25’i buluyor. Bu kapsamda, 107, 122 ve 300 mm’lik roketleri, İHA’lardan fırlatılan MAM-L füzesi ve Patriot füzelerinin alt parçaları temel olarak ihracatı gerçekleştirilen ürünler arasında bulunuyor.

Çalışanlarının yüzde 30’una yakını Ar-Ge merkezlerinde görev yapan Roketsan, yaygın pazar geliştirme ve tanıtım faaliyetlerine destek olması için Ticaret Bakanlığı’nın TURQUALITY teşvik programına dahil olan ilk savunma sanayii şirketi konumunda da bulunuyor.

KAPLAN VE KAAN

Roketsan, TSK’nın ihtiyacı kapsamında ilk özgün roketleri olan TR-107 ve TR-122’leri 20 yılı aşkın bir süredir hem yurt içi hem de yurt dışında kullanılıyor. Hassas atım yeteneği bulunan 122 mm’lik roketler de üretime geçerken, ayrıca TRG-300 Kaplan ve KAAN sistemleriyle düşman derinliklerine hassas atımlar yapılabiliyor. Taarruz helikopterine güç çarpanı olarak üretilen lazer güdümlü CİRİT füzesi, ATAK helikopterinin yanında farklı tipte helikopter ve keşif gözetleme uçaklarına entegre edilebiliyor.

Roketsan’ın öne çıkan projelerinden biri de mevcut muharebe sahasının gerekleri doğrultusunda geliştirdiği Mini Akıllı Mühimmat. Lazer güdümü sayesinde sabit ve hareketli hedefler etki altına alınabiliyor. Savaş uçaklarında kullanılan ve 250 km derinlikteki hedefleri etki altına alan SOM füzesinin, F-35 Müşterek Taarruz Uçağı (Joint Strike Fighter) ile uyumlu versiyonu olan SOM-J’nin entegrasyon faaliyetleri de devam ediyor.

(Seyfettin Ersöz - Milliyet)

Milli savaş uçağı milli jet motor ile uçacak

http://www.teknolojigundem.com/foto-galeri/milli-jet-motor-ile-ucacak-galeri/1359276

Altay tankı için imzalar atıldı

SSB ile BMC arasında ALTAY Seri Üretim Projesi Sözleşmesi imzalandı


Savunma Sanayi Başkanlığ(SSB) ile BMC arasında ALTAY Seri Üretim Projesi Sözleşmesi imzalandı.

Savunma Sanayii Başkanı Prof.Dr. İsmail Demir, "Proje, 250 adet ALTAY ana muharebe tankının seri üretimi ile birlikte ömür devri lojistik desteği ile TSTM kurulumu ve işletilmesini kapsıyor. İlk
ALTAY tankı 18 ay sonra KKK'ya teslim edilecek. Hayırlı olsun." dedi.


1 Kasım 2018 Perşembe

Türkiye savunmada kritik altyapı kazandı

Türkiye, 2 bin metre uzunluğuyla Avrupa'nın çift raylı en uzun test hattını içeren HABRAS ile savunma sanayisinde önemli bir yetenek ve altyapıya kavuştu
Türkiye, Avrupa'nın çift raylı en uzun test hattını içeren Harp Başlığı Raylı Sistem Dinamik Test Altyapısı (HABRAS) ile yerli savunma sanayisi ürünlerinin geliştirilmesinde önemli bir imkan kazandı.

Cumhurbaşkanlığı kabinesinin 100 Günlük İcraat Programı'nda yer alan HABRAS, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katıldığı törenle hizmete girdi.

Türkiye, HABRAS ile 2 bin metre uzunlukta Avrupa'nın çift raylı en uzun test hattına sahip altyapısına kavuştu.

TÜBİTAK SAGE tarafından Konya Karapınar'da kurulan ve hizmete alınan HABRAS ile milli olarak geliştirilen silah sistemlerinin geliştirme aşamasındaki etkinlik testleri, seri üretilen mühimmatların kafile kabul testleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yurt dışından satın alınan silah sistemlerinin operasyonel koşullardaki farklı hedefler üzerindeki etkinlik testleri yurt içinde yapılabilecek.

HABRAS'ta delici harp başlığı testleri haricinde uçak pilot koltuğu fırlatma testleri, arayıcı başlık testleri gibi farklı tipte özel testler de icra edilebilecek.

Türkiye, HABRAS altyapısı kurulmadan önce milli olarak geliştirilen silah sistemlerinin dinamik etkinlik testlerini yurt dışında yaptırmak zorunda kalıyordu. Bu yüzden test edilen silah sistemleri yurt dışında testin yapıldığı ülke tarafından görülüyordu. HABRAS'ın kurulmasıyla etkinlik testleri yurt içinde yapılabileceğinden, mühimmat sistemlerinin gizli kalması gereken bilgilerine yönelik bu tip olumsuzluklar da ortadan kalkmış olacak.

"İzin riski" ortadan kalkacak, bekleme son bulacak

Yurt dışında etkinlik testlerinin yapılabilmesi için testin gerçekleştirileceği ülkenin hükümetinden izin alınması gerekiyordu. Oldukça uzun süren bu süreç sonunda ülkeler arasındaki ilişkilerin durumuna ve test edilecek silah sisteminin özelliklerine göre izin alınamayabiliyordu.

HABRAS'ın kurulmasıyla yurt dışında test alanlarının bulunduğu ülkelerin hükümetlerinden izin alınamaması, dolayısıyla geliştirilen/geliştirilecek mühimmat sistemlerinin gerçekleştirilmesi zorunlu etkinlik testlerinin yapılamama sorunu ortadan kalkmış oldu.

Kaynaklar yurt içinde kalacak

Günümüze kadar farklı savunma sanayisi kuruluşları tarafından yürütülen birçok proje kapsamında ihtiyaç duyulan ancak altyapı yetersizliği nedeniyle yurt dışında yapılan testler yüksek maliyetlere yol açtı. HABRAS'ın faaliyete geçmesiyle bu ihtiyaçlar karşılanacak ve ulusal kaynaklar yurt içinde kalacak.

HABRAS benzeri altyapılar ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi kendi silah sistemlerini geliştiren sınırlı sayıda ülkede bulunuyor. HABRAS ile Türkiye, test yaptıran ülke konumundan, hem kendi testlerini icra eden hem de test hizmetini yurt dışına veren ülke konumuna gelecek.